Sayı 17

 

 

“Sahtelik hakikâte bu derece benzeyebilirken,
kim mutluluğundan emin olabilir ki?”
Frankenstein ya da Modern Prometheus,
Mary Shelley

Günümüzde sosyal yaşam yerini sosyal medyaya bıraktı. İnsanların yüz yüze görüşmeleri, sohbetleri, paylaşımları dolaysız olarak kısıtlandı. Kendi içine gömülüp internet bağlantısı üzerinden hayata tutunmaya, salt el-göz koordinasyonu üzerinden pasif hareketlerle aktif bir etki yaratmaya çalışan sessiz bir yığın olduk. Karakterlerin tek tipleştirilmesi, benzer videoların tekrar tekrar sosyal medya hesaplarımızdan gözlerimize sokulması ister istemez bağımlılık ve teslimiyete giden yolları açtı. Birkaç farklı kanal yardımıyla sanal ortamlardan sıkıldığımızda yeni sanal ortamlara yönlendirilirken üslubun ve tavrın sertliği, ucuzluğu tartışmasız olarak ruhsal hallerimize etki etti. Kendi yargılarımız, kendi hükümlerimiz ve gözü kapalı inanacağımız ya da inanmasak bile doğrusunu irdelemeyeceğimiz yalanlara boyun eğerek suyun akışına kaptırdık kendimizi. Bu sayımızda önyargılardan beslenen linç kültürü ve gerçeğin inkarı üzerinden sosyal medya kullanımına bakacağız.
Sözlüğe bakacak olursak:

-Linç; birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak öldürmesi,

-İnkar; yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme, yadsıma, kabul etmeme, tanımama, anlamlarını taşımaktadır.

Kavramların içinin boşaltılıp salt anlık hisler ve ilkel benliğin istekleri üzerinde yoğunlaşan, yeni dünya düzeninin en etkili silahları olan sosyal medya kanalları dört bir yanımızı kuşatmış durumda. Facebook, Twitter, İnstagram gibi uygulamaların başını çektiği bu sanal düzenin her geçen gün esareti altına giriyoruz. Dilimizde meydana gelen erozyonun davranışlarımıza da yansıdığını itiraf etmek gerekir.

SİN EDEBİYAT

Bu sayıyı pdf olarak buradan indirebilirsiniz.