Sayı 8

İZ VE HAFIZA

İlk insan, aynı zamanda hayatı ilk tecrübe edendir. Tecrübelerinden kalan izler insanoğlunun ortak mirası, dünya hayatının ilerleyen hafızasıdır. Sükut içinde devinimine devam eden yerküre, üzerinde basılmadık yer bırakılmadan keşfediledursun; insanlık tarihi, hâlâ çeşitli inançlarla izah edilmeye çalışılıyor. İnsanın, aynı kökten farklı dallara ayrılmasıyla birlikte inancın da çeşitlendiği aşikar. Her toplum kendi inancına göre yaşamaya, yaşadıkça kültür ve geleneklerini ileriki nesillere taşımaya çalışıyor.

Bilindiği üzere zamanın omuzladığı hayatlar miadı dolunca tarihe gömülür. Oysa tarih de insanın omuzladığı tecrübelerin tümü değil mi? Elbette. O halde, burada birbirinden bağımsız toplumsal hareketlerden bahsedemeyiz. Nasıl ki kavimler göçü tüm dünyayı etkilediyse, İsa’nın doğumu milat sayıldıysa ve İstanbul’un fethi bir çağı kapatıp yenisini açtıysa, toplumların da bunlara benzer tüm hareketleri evrenseldir.

Tarih dediğimiz yaşantı kumbarasına yaptığımız birikimler tüm insanla-rın ortak birikimidir. Bu birikimin temeli etkileşime dayanır. Kimi etkileşim dostluk bağları kurdururken kimi de savaş çanları çaldırmış, tarihi kesik dille yaşamaya mahkum etmiştir.

İşte şimdi Shakespeare’nin meşhur sözünü söyleme sırası: “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!”

SİN EDEBİYAT