Sayı 15

SAYI 15

“İki kent arasındayım; biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor.” Bulantı, Jean-Paul Sartre

Yeni sayımızda alışılmış anlatımın dışından, edebiyatımızın karanlıkta kalan kısmından, günlük yaşantımızın bilinçaltlarından bahsetmek istiyoruz; bastırdığımız, üstünü örttüğümüz ve kendimize bile itiraf edemediğimiz parçamızdan, içsel yargılarımızdan, düşüncelerimizden. Bu düşünceleri genelde içimizde tartar, uygun yumuşaklığı yakaladığında dışarı aktarırız ya da bu düşünceler ilelebet içimizde kalır. Bizatihi insanın samimi tavrıyla alakalıdır bu durum. Bir şeyin ardına saklanmadan, alenen –bazen nobran bazen naif sözlerle- dile getiririz düşüncelerimizi. Peki dile getiremediklerimiz? İşte burada, zihnimizdeki karanlık ve sessiz alana bir göz atmak gerekir. İnsanın yüzündeki çizgiler tecrübesinin görsel yansımasıysa zihnindeki çizgiler de tecrübesinin bastırılmış kodlamalarıdır. Hayat tecrübe etme sanatıdır ve çok yönlü bir tavıra sahiptir.

Varoluşsal sorunları olan herkes gibi edebiyatımız da kendi varlığının sınırlarını irdelemeye devam ediyor. Belirli bir nezaket anlayışıyla, kurguya ağırlık vererek, bazen sıradan bazen olağanüstü karakterlerle, yer yer öğretici, yer yer eleştirel ama hep bir duygu-anlam birlikteliğiyle kaleme alınan eserler ve bu eserler üzerinde söz hakkı olan herkesin oluşturduğu edebiyatımızın arka sokaklarına girip yüzeyin değil derinin yaşantısını olduğu gibi yansıtmayı deneyen bir alt tür olan Yeraltı edebiyatını inceleyeceğiz. İçerisinde İstanbul Beyefendisi’ne yer olmayan bu tür tamamen çıplaklık barındırır.