Sayı 13

SAYI 13

“Dünya’nın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayâldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.” Edgar Allan POE

Tarih öncesi yaşantılardan iletişim çağına varıncaya kadar birçok toplum ve o toplumların sosyal kuralları olmuştur. Bilinir ki kurallar sosyal yaşantının daha huzurlu, daha güvenli, daha özgür, daha yaşanılabilir bir hâl alması için ortaya koyulan, iletişim temelli ortak paydalardır. Bu paydanın köklerini insanlar, dallarını ise toplumun ortak yaşantısının tezahürü olan her şey olarak görürsek; kök ile dal arasındaki gövdeyi oluşturan unsurların insan hayatındaki yeri nedir? Bizce bu sorunun cevabı bizzat insanın istekleridir.

İnsan zihni; maddenin görünen yüzünü keşfettikçe görünmeyen yüzünü de merak ederek yeni anlamlar aramaya başladı. Bu arayış insanı birçok felsefi düşüncenin temel sorusuna sevk etti; neden varız? Varoluş felsefesine göre insan özgürdür ve davranışlarından sorumludur. İnsan maddenin işlenmesine, yorumlanmasına, kullanılmasına sahiptir; öğrenmeleri deneyim ile elde eder. Fakat Sartre’a göre varoluş özden önce gelir. Bu düşünce madde üstü güçlerin de dünyada açıklanmayı beklediği fikrini desteklemiştir.

Sözlü edebiyat dönemlerinde temeli atılan distopya, ütopya, fantastik, gotik gibi insanın hayâl gücünün sınırlarını zorlayan edebiyat eserlerinde bilinmeze doğru yolculuk vardır. Bu yolculuk elbette insanın arayış hissinden ayrı düşünülemez. İnsan; göremediği, dokunamadığı şeyleri sezgisel yollarla düşünerek, hayâl ederek belki de özdeşim kurarak arar. Bu arayış insana keşfedilme sınırı olmayan geniş bir arazide kâşiflik izni verir. Gotik edebi eserlerin bu arazideki karanlık alanlar olduğunu söylemek hata olmaz.