19.09.19

Sevgi Ozan

Merhaba, günaydın, iyi günler…

 Seninle konuştuğum akşamın ertesi sabahı…  Ne mi oldu? Devamı gelecek olan ard ardalığıma birden müdahale ettin. Bir önceki gece bana konuştuğunda bahsettiğin “ intihar söylemin” insanlığımı bir hayli kurcaladı. Beni yeniden Albert Camus’un intihar ve yaşamın saçmalığı üzerine yazdığı metnine götürdü. Amacın ya da arzu ettiğin nedir bilmiyorum? Hayatın anlamsızlığı üzerine bir devrimci hamle de benden mi gelsin istiyorsun! Niyetin bu ise eğer başlangıçtan beridir,  seni bir buçuk ay öncesinde duygusuz ve aynı zamanda normal saydamlığına geri götürmek istiyorum.  Görüntü kopuyor duyularımın önünde ve çarpıkça diziliyor sistematik dalgalar halinde; önce pantolonuna bulaşmış olan kırmızına takılıyor düşüncelerim. Ve ardından düşüncemin ucu ipini yakalıyor.  İzliyorum canlılığını yitirmiş organcıklarının muhteşem bütünlüğünü ve yerçekiminin gücüyle yerle bir edilmiş olan insanını…  Ve insanının senin gözünde yansıyan ve artık imgesel olmayan çöküşünü seyre duruyorum meraklı bir izleyici gibi. Sanki bir film şeridi yaşanıyor tam Oscar’lık! O anki kopuşuna asılı kalan ve böylece ölümlü ceset olarak yeniden tarif ettiğim kişi de sen oluyorsun. O anın gerisindeki sonsuz sarmalın döngüsüne takılmak için işte bende yanı başına geldim. Arkana bakmadan önceki halini ve henüz o insan yanını yitirmeden hemen karşına geçip dikili durarak gözlerinin içine bakıp bütünlüğümüve canlılığımı sergiliyorum. Bir yaşam dolusu sevincimle deli kanım hala içimde fokurduyorken, pantolonun paçasına renk katmış ve içindeki canlılığı dışarı savurmuş kırmızılarına takılı kalıyor yine gözlerim. Sanki hiç kaçırmamışım gibi gözlerimi… O an diyorum ki sana asla paçalarına bakma! Eğer ki bakarsan seversin insanlığının parçalanmış o yitik halini ve düşleyerek umuda kapılırsın yine… Korkuyorum tüm kıpırtılarım duraksamış halde. Sonunun dehşeti cezbedecek yoksa seni! Ama o okuduğun satırlardan da çok iyi bildiğin varlıklı bir yokluk için birden tedirginliğim nüksediyor. Sakın ha sadece bak yüzüme paçanı temizliyorum ve yüzüm allanıyor kılcallarımın akışı hızlanıyor. Şimdi tazeleniyorum bir zamanların sıcak nefesini devralmış gibi. Senin adına kopuşunu bağlıyorum zincirsiz bir zincirle hem de kendime!

Bu arada acıktığını ve karnının zil gibi çaldığının farkındayım, biliyorsun ki yaşamına son veren bir omurganın dağılışının ardından bile yaşamına nasılda arsız bir şekilde devam etmek zorunda kalışını ve bunu çılgınlar gibi arzu edişini de biliyorum! Bir sonraki günün sahte konuşmaları için sayılı nefeslerine ihtiyacı olacak bürokrasinin bir rakamlık aşaması için seçili kurbanı olduğunu da. Nefes demişken bir soru daha,  henüz arkada ne olup bittiğini anlamadan bu kasvetli anı durdurduğumu farz et: yani demem o ki birliğin ya da hareketliliğin giyotinin keskin başı kadar sert ve belirsiz bir orantısızlıkla bölünseydi ne yapardın? Boş anlamsız ve saçma bir soru kabul ediyorum. Ama sadece merakımdan soruyorum sana? Cevap vermek istemiyorsan birkaç soruda yığabilirim avuçlarına… İnsanlık denen o dokunulmaz, hep belirli ve mükemmel kavramın nasıl oldu da tükenebildi sence? Yâda kopuş hangi beklenmedik anda yaşanabildi. Tüm bunların olanaklılığı ne kadar korkutucu gelse de zihnîmde olup biten o muhteşem an gerçeklikle ne kadar da güzel uyuştu! Ah bir bilsen…

Hayatın anlamsızlığı üzerine boşa çabalayan bir insan olarak bilgim cehaletime yenik düşebilseydi eğer; saçma dahi olsa kandırabilirdim kendimi inançla.  Keşke teoriyi bu denli satır satır okumasaydım. Camus’un varlığından veya yazdıklarından bihaber yaşayıp ölseydim. Eminim yaşadığım bu buhrana kendimde hiç rastlamayacaktım. Dım dım dım… Çünkü gerçeklikten yalıtılmış huzurum çepeçevre hakikatten uzaklaştıracaktı beni…

Masalsı olmadan ve merak uyandırmadan sıradan uyumlu hayatıma inen balyoz kadar şiddetliydi ilk duyumsayışımda yaşadığın trajediyi. Seninle yaşanılana tanık olan ruhum duyarsızlığımın son tükenişini sevinç çığlıklarıyla karşılarken bir korkunç keder içimde beni uyandıran tıpkı bir canavar gibi vahşice atladı üzerime. İnsanlığımın son raddesi umudum ve onu takip eden umutsuzluğum yüzüme kat kat sürdüğüm allığımla çöküşünü resmediyor.  Tüm bu yararsız iç konuşmalardan sonra, şimdi de senin gözlerin bana takıldı. Hipnozla uyutulmuş ve hastalığının son aşamasında kurtulmayı reddeden kendine düşman akbaba gibi puslu odağında yolumu kesiyorsun…

Nasıl oldu da gözümden yansıyan retinamda birikmiş o parçalanmışlığı saklayamadım akbaba gözlü bakışlarından… Tam olarak gördün o şeffaf çıplaklığı, sabit ve basit durgunluğuyla karmaşanın bittiğini ifade eden bir kaş kaldırmayla işaret ettin bana. Ellerimin ince, uzun ve küçüklüğünü hesaba katmadan bir an önce kaçırmak istiyorum seni o zamandan ve mekândan. Aralıklı parmaklarım gözlerinde örtülü, arkanı dönmemeni rica eden yakarışlarım da artık çabasız kaldı. Ve apaçık yakalandıktan sonra bir bütün olarak etim kemiğim ve bedenciğimle ayakta dikili olan ben çaresiz şaşkınlığımla durdum. Bir duyuru yankılanması rüzgârla dört biryana dağıldı. Akan damarlarımın titreyişiyle önce  koku yok oldu, gök karardı, maviler dondu ve renklerin güzelliği artık şerefli ölümün emrinde…  Donmuş saatimin yönü dönüyor göğe doğru.  Hakikate kör ve sağır kalmış gözlerim 6. kattan düşüşüyle felaketin koptuğu, organcıkların dağıldığı o yumuşacık kırmızılıkların nasılda eklemlerden sıyrılıp kaçırıldığını bir bilim insanı titizliğiyle gözlemliyor. Yan yana duruşumuzda; hangimizin daha canlı ve renkli oluşunu belki de ilk defa bu kadar gerçekçi gösteriyor. Bir araya getirilmez olanlar parçalanmışken tüm uzuvlarına kadar yaşamın sıcaklığını birden bire nasılda elde etmişti. Sanki aramızda en çok o yaşabilirmiş gibi… O halde bile! Yine bana takıldı çimen kokulu gözlerin, dikkat kesiliyorsun baştan aşağıya büsbütün omurgalılar dizilimime. Soğuk yansıyan yüzümde renksiz soluğum ürkütücü geldi sana ve ellerimi gözlerinden çektin kaygılı bir hışımla! Ve bir bakış sonrası öylece hiçbir şey olmamış gibi çektin gittin. Ardına baktık ikimizde. Biri nefesli cansız yığın, bir diğeri nefessiz canlı kopuşuyla biz. Biz ki kimliği tespitsiz üstü üçüncü sayfa haberleriyle örtülü yarının gazete manşetleriyiz!

Elveda, iyi akşamlar ve dileğimdir mutlu sonlara…

Yaşamı aynı anda tükenen üç karaktere ithafen…