SEVGİLİ OKUR! MASAL SAYIMIZLA ARANIZDAYIZ!

“Tuttum pirenin birisini,
kırdım ufağını irisini,
davula geçirdim derisini,
kaytan yaptım kuyruğunu.
Sonra sırtına vurdum palanı,
altından çektim kolanı,
dinleyin bakalım bendeki koca yalanı…”

Eflâtun Cem GÜNEY

Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde
Develer berber iken pireler tellal iken
Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken

Uzak diyarlarda zengin mi zengin bir kral ve onun üç kızı yaşarmış. Kral ve kızları annelerinin ölümüne kadar mutlu mesut hayat sürerlerken ölümden sonra büyük kız kötü kalpli bir cadıya, ortanca kız bencil ve huysuz bir kadına, küçük kız ise ülkesinden uzaklaşarak annesini anlatılan masallarda arayan seyyah bir masal dinleyicisine dönüvermiş. Eşinin ölümünden sonra ailesi dağılan kral ise bu durum karşısında tüm mal varlığını fakirlere dağıtarak ortalardan kaybolmuş. Gel zaman git zaman bu masal gibi unutulan tüm masalları yeniden gün yüzüne çıkarma ihtiyacı hasıl olmuş. Kral ve kızlarının akıbeti de tıpkı Türk masallarının akıbeti gibi zaman içerisinde ara sıra sorgulansa da genel itibarla unutulmaya yüz tutmuş.

Bu sayımızda sözlü anlatım kültürünün en güçlü türü olan masalı ve masalın bünyesini incelemek istedik. Umarız sizler de unutulmaya yüz tutan bu geleneğin en temel sosyal mahsülü olan masalı, en azından yakın çevrenize, çocuklarınıza, torunlarınıza anlatarak yeniden yeşermek üzere toprağa ekersiniz. Kral ve kızlarının akıbetini de siz devam ettirir, dünyanın evrilmeye devam ettiği zaman diliminde dilden dile anlatılan bir serüvene ortak olursunuz. Şimdi masalımıza yeniden dönelim:

“-Sonra ne mi olmuş?”

SİN EDEBİYAT